Yazı Detayı
22 Eylül 2017 - Cuma 11:07
 
İslam âlemi neden hep mazlum ve fakir konumunda? (2)
Mihdi Aydoğan
mihdiaydogan@hotmail.com
 
 

Geçtiğimiz hafta “İslam âlemi neden hep mazlum ve fakir konumunda?” başlığıyla başladığımız yazı serimizin ilk yazısından olumlu geri bildirimler aldım. (Okumak için tıklayınız) Okuyan, paylaşan, katkıda bulunan herkese teşekkürü borç bilirim. Önceki yazımızda İslam âlemindeki doğruluk ihtiyacına vurgu yapmış, en önemli ihtiyacımızın İslam’ı doğru yaşayan doğru Müslümanlar olmanın öneminden bahsetmiştik.

 

Müslümanlar olarak en az “doğruluk” kadar önemli bir ihtiyacımız var ki o da “ümit”. Hani son yıllarda her an karşımıza çıkan bir kelime var: “Pozitif düşünmek”. Okuldaki başarınız, işlerinizdeki muvaffakiyet, aile saadetiniz birçok zaman bu noktadan geçer: Pozitif Düşünmek, yani olumlu düşünmek. Peki, gelecekten beklentisini kesmiş bir insanın hiç olumlu düşündüğüne şahit oldunuz mu?  Çünkü ümidini kesen insanın hayata bakışı çoğu kez karamsardır. Karamsarlık ise çoğu zaman felaketi çağırır hatta getirir.

 

Bu kısa izahtan sonra hemen zihnimizi bir yoklayalım. Etrafımızda, yakın çevremizde, medyada, hatta İslam âleminin diğer örneklerinden hatıralarımızı bir yoklayalım. Göreceksiniz ki en çok kullandığımız kelime guruplarının arasında “benden adam olmaz”, “senden adam olmaz”, “bizden adam olmaz” tarzından ümitsizlik kokan deyimler vardır. Ki bir Müslüman için “ümit etmek” kişisel gelişim furyasıyla değersizleştirilen pozitif düşünmekten daha kıymetlidir. Çünkü ümit dediğimiz şey; en basit bir beklentiyi de, en kuvvetli bir umudu da kapsayan kıymetli bir duadır. Ümidini kesen insan duasını da kesmiş olacağından Cenab’ı Hakk’ın nazarındaki kıymetinden vazgeçmiş olur. Neden? Çünkü Allah-u Teâla hazretleri mukaddes kitabı Kur’an-ı Kerim’de buyurur ki:  “(Ey Resûlüm!) De ki: ‘Eğer duânız olmasa, Rabbim size ne diye ehemmiyet versin?”[1]

 

Şu dehşetli ikazdan sonra dönüp Müslümanlar olarak içinde kıvrandığımız ümitsizlik batağına tekrar bakalım. Durumun vahametini görüyorsunuz değil mi? Çünkü dua Rabbin huzurunda olmak demektir. Değerli bir farkındalıktır. Hem de dua olarak nitelendirdiğimiz şey sadece sözlü değildir. İslam’da sözle edilen dua, fiille desteklenmek durumundadır. Yani derslerinden başarılı olmak için dua eden öğrenci, aynı zamanda iyi ders çalışarak fiili duasını yapmak zorundadır. Allah’tan para isteyen bir kul aynı zamanda emek/mesai sarf ederek fiili duasını yapmak durumundadır. Peki, İslam âleminin dünyada muzaffer ve zengin olması için dua eden bir Müslüman ne yapmalıdır? Harekete geçerek duasını fiile dökmelidir.

 

İslam, Müslümanı maddi ve manevi olarak yükseltecek en özel cihazlarla donatmıştır. Kur’an-ı Kerim ile bize ulaşan emirler, Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) rehberliğinde bize yükselişin kapılarını açar. Fakat yürüyüp o kapıdan geçmeyen neden dışarıda kaldım diye şikâyet edemez ve Allah şu kâinata gönderildiğimiz imtihan sırrınca çalışıp çabalayanı o kapıdan geçirir. İster ateist olsun, ister başka bir din mensubu Allah çalışana verir. Örnekleriyle ortada.

 

Mevcut medeniyete bakın. Yükselişinin sınırına dayandı. Bir canavar gibi dünyanın kalan kısmının kanını emerken yüreği taşlaştı. Akıl ve bilim alanında muhteşem işlere imza atarken kalpsizliği başına bela oldu. Hayvani ihtiyaçlarını tatmin ederken, ruhunu kaybetti. Batı insanlığını kaybetmek üzere ve bir kalbi olduğunu İslam’dan öğrenmeye muhtaç. Bilimle doyuramadığı ruhunu Kur’an ile doyurmaya aç. Bakın dünyaca ünlü bilim adamları dikkatle Kur’an’ı inceliyor. Batı’da Müslümanlığa geçiş oranı son yılların zirvesinde.  Biz Müslümanlar İslam ahlakını, iman hakikatlerini fiillerimizle göstersek İslam’ın yükseliş tohumlarını da atmış olacağız.

 

Hani “üzerine ölü toprağı serpilmiş” diye güzel bir deyimimiz var tam da bu duruma uyuyor. Ümitsizlik girdabında ataletle boğuşur olmuşuz. En çalışkan olması gereken insanlar olarak atıl kalıp dünyanın zenginliğini ve hâkimiyetini başkalarına kaptırmışız. “Ben tek başıma ne yapabilirim ki?” demeyin. Yanımızdaki, yöremizdeki insanların tembelliğinden mazeret üretip ümitsizliğe düşmeden Allah’ın rahmetine ümitle yapışarak harekete geçin. Çünkü bu bir ilahi emirdir: “Rahmet-i İlâhiyeden ümidinizi kesmeyiniz.” [2] Geri kalmışsak, fakir olmuşsak ne çıkar. Rahman ve Rahim olan Allah yolları kısaltır, zenginliği ayağımıza serer. Yeter ki ümitle, duayla düştüğümüz yerden ayağa kalkıp koşmaya başlayalım. İşte bu duayı eden Müslümanlar, bir İslam mütefekkirinin dediği gibi “İstikbal, yalnız ve yalnız İslamiyet’in olacak” müjdesinin tohumunu da atmış olacaklar.

Haftaya devam edeceğiz..

 
Etiketler: İslam, âlemi, neden, hep, mazlum, ve, fakir, konumunda?, (2),
Yorumlar
Ulusal Gazeteler
Puan Durumu
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Haber Yazılımı